Sırtından bıçaklanmış kadının çıplak fotoğrafını mozaikleme ihtiyacı bile hissetmeden sürmanşete taşımış olmasını” bir süre sonra unutup, Fatih Altaylı’yı yine el üstünde mi tutacağız, başörtülü kadınlara ettiği küfürleri unuttuğumuz gibi?..
Habervaktim Yazarı Ali Eyvaz yazdı:
“Onun heybesinde biriktirdiklerinin bugün olmasa da bundan sonra yine fazlasıyla ortalığa döküleceğinden eminiz.
Tıpkı geçmişte döküldüğü gibi; başörtülü kadınlara ettiği küfürler gibi, bugünkü hükümet başkanına, üyelerine ve ailelerine ettiği küfürler gibi. Ve bu küfürlere rağmen nasıl bugün kimi muhafazakar bay ve bayanlar nezdinde el üstünde tutuluyorsa, lafı dinleniyorsa, dahası Başbakan’ın uçağına alınabiliyor ve orada yüzüne gülünüyorsa yarın da hiçbir şey olmamış gibi, köylü kurnazı o “oturmuş lehçesini” izleyeceğiz.”
|
Kızlarına Rapunzel sendromu yaşatan cadılar
|
|
|
Şiddete dair tahayyül gücü, kişinin ve toplumun vahşet potansiyelini de ortaya koyar. Bizim bu alandaki potansiyelimiz ise öyle sanıldığı gibi yüksek değildir. *** Gelin görün ki bahse konu yayın vahşetinin faili Habertürk gazetesi Yönetmeni Fatih Altaylı, işte bu gerçekliğe saldırıyor. Yazısında, “Şaşırdınız değil mi? Bana sövdünüz. Ahlaksız, vicdansız herif dediniz değil mi?” diyor. *** Bu ülkede diline kadın cinayetlerini, çevre kirliliğini, eşcinsellere yönelik polis ve vatandaş şiddetini dolamış ve bu yöndeki malzeme teşhirciliğini kendine adeta meslek edinmiş tiplerin konuşurken ve yazarken takındıkları o soğukkanlı tavırlarına dikkat buyrulmalıdır. Gerçek öyküler bulamadıklarında kimi zaman Nijerya’dan, kimi zaman İran’dan yarı beline kadar toprağa gömülüp taşlanmış vaziyette animasyon ürünü kadın görüntülerini “temsilidir” deme zahmetine bile katlanmadan defalarca yayınlamalarındaki niyetin ideolojik analizi yapılmalıdır. Bu toplumun ne büyük günahları soylu bir vakur, edep ve ağırbaşlılıkla “saklayarak sırtladığını” gördüklerinde o küçücük beyinleriyle buradan çıkara çıkara “o çarşafın altında bir de utanmadan neler yapıyorlar” üslubuyla son derece acımasız yepyeni teşhir malzemeleri çıkardıklarının tespiti gerekiyor. Toplumun kendi içinde “ibret ve ders” denklemiyle massettiği en marjinal cinnet hallerini ve bunlara dair geleneksel terapi yöntemlerini bile aşağılayıp deşen, bunu yaparken de toplumu samimiyetsiz davranmakla itham eden bu azgın takımın oryantalizmine behemehal deli gömleği giydirilmelidir. CADI VE RAPUNZEL Bu sadece bir pornografi tutkusu değildi onlar için. Demek ki ünlü Alman masalı Türkiye’de bir hanede gerçek olmuş. *** Sapıkça bir merakla görmek istedikleri formları kendi yapay zekalarıyla kurgulayıp bunları toplumun önüne birer sosyoloji dayatması olarak koyanlar, bu önyargılarını haklı çıkartacak sonuçlar göremediklerinde ise adeta kuduruyorlar. Sanıyorlar ki sadece kendileri gülebiliyor, eğlenebiliyor; rüzgar sadece kendilerinin yüzüne meltem dokunuşları yapıyor, güneş sadece kendilerini ısıtıyor, pastel tonlardaki sonbahar ağaçları sadece kendi gözlerinde bakır ve tuzlu bir tat bırakıyor. Oysa onlar bir katliam sonrası dumanı tüten ateşlerden ve soğuk zemine yayılan sıcak kandan yükselen buğudan hoşlandıklarını gizleyemiyorlar. Bunlar olmadığı zaman nefes bile alamıyorlar. Kendileri için yabanıl düşler hükmünde olan, bir Afrika safarisi tadı verecek “katliam mahalline” girdiklerinde, hiç görmedikleri ve çok yabancısı oldukları tahta kepenklerden biteviye gözlendiklerini vehmediyorlar. Bıçağı vuranın ve yiyenin trajedisinden çok daha fazlasını, o sahnenin piyasada “değer” katına yükselmesini sağlıyorlar |